Okulhoc.jpg (63742 bytes)   Okulhocar.jpg (47804 bytes) 

                                                 Hasan Özfidanın (Sağdan 2.) öğrencileriyle birlikte 1947 yılında çektirdiği resim.

 

Hasan_Ozfidan_Mithatpasa01.jpg (528645 bytes)    Hasan_Ozfidan_Mithatpasa01ark.jpg (326457 bytes)

 

Hasan_Ozfidan_Mithatpasa02.jpg (332406 bytes)    Hasan_Ozfidan_Mithatpasa02ark.jpg (216581 bytes)

 

Hasan_Ozfidan_Mithatpasa03.jpg (385529 bytes)

 

İzmir Mithat Paşa EML ve Teknik Lisesinin Tarihçesi:

 

Mithatres.jpg (37277 bytes)

 

Okulumuzun tarihi 1867 yılına kadar uzanır. Osmanlı İmparatorluğu’nda “Lonca” adı verilen üretim birimlerinin kalkmasıyla oluşan boşluğu doldurmak, kurulması düşünülen fabrikaların teknik eleman ihtiyacını karşılamak düşüncesi ile o dönemde bir "ISLAHANELER NİZAMNAMESİ" yayınlanır. Bu nizamname doğrultusunda, hemen yanımızda bulunan  askeri alanın yerinde, Mithatpaşa’nın önderliğinde kurulan İZMİR ISLAHHANESİ bugünkü okulumuzun nüvesini oluşturmuştur. O günün koşullarında kimsesiz çocuklara ilk aşamada, kunduracılık, çorap ve fanilacılık ve marangozluk gibi beceri eğitiminin yanı sıra, imla hesap ve dini bilgilerin verildiği İzmir Islahhanesi 1868-1881 yılları arasında faaliyetini sürdürmüştür.

       Okulun adı 1881 yılından itibaren İZMİR MEKTEB-İ SANAYİ olarak değiştirilmiştir. Eğitim ve öğretim daha planlı ve programlı bir nitelik kazanırken sanat dallarına terzicilik, halıcılık, demircilik, dökümcülük, mızıkacılık ve matbaacılık bölümleri de eklenmiştir.

       Kimsesiz ve muhtaç çocukların eğitildiği bu kurum yönetimi, vilayetçe teşekkül eden bir komisyonun elinde idi. Okulun gelir kaynakları da küçümsenemeyecek kadar çoktu.

       Halen eğitim yaptığımız ana binamız, aslında o günlerde Mekteb-i Sultani olarak planlanmıştı. Zamanın padişahı 2. Abdülhamit, yine zamanın valisi Halil Rıfat Paşa ile Defterdar Kadri Bey’in ricasını kırmayarak Mekteb-i Sultani’yi, İzmir Sanayi Mektebine bağışlar.  Bu bağışlama olayında okul mızıka heyetin (Bando takımı) padişahın da takdirini kazanan başarılarının rolü büyüktür. Bu ekip İstanbul’a , saraya davet edilir. İki hafta süreyle sarayda konuk edilir ve birer Sanayi-i Madalyası ile ödüllendirilir.

       1881 yılında, okul halen bütün ihtişamıyla ayakta duran bu binada HAMİDİYE SANAYİİ MEKTEBİ adı altında eğitime başlamıştır.

       1915 yılında zamanın okul müdürü Salih Zeki'nin oluşturduğu kaliteli bir öğretim kadrosuyla Avrupa Sanayi Okulları programı örnek alınarak dokuz yıllık bir sanat okulu ders programı ve yönetmeliği hazırlanarak bu günkü program ve yönetmeliklerin temeli atılmıştır. Ancak; güzel İzmir’imizin Yunanlılar tarafından işgaliyle bu yerinde girişimler uygulama alanı bulamamıştır. İşgal yıllarında okulda eğitim ve öğretim yapılamamakta okul kimsesiz öğrenciler için adeta bir han gibi kullanılmaktadır.

       Cumhuriyetin ilanı ile birlikte okul, İzmir Sanatlar Mektebi adı altında hemen eğit im ve öğretim görevine yeniden başlamıştır. Sadece İzmir için değil tüm Türkiye’deki mesleki eğitim için önemli bir değer olan zamanın okul müdürü Ferit Uzel, Yunanlıların okuldaki tahribatını çok kısa zamanda olağanüstü gayretlerle gidermiştir.

       O yıllarda her fırsatta bu okulu ziyaret eden ulu önder Atatürk, okulun çalışmalarından memnun olduğunu belirten altın madalya ile okulumuzu taltif etmiştir.

       1930 yılında çok şiddetle yağan yağmurlar nedeniyle okulumuzun arkasında bulunan karantina deresi taşmış ve okul atelyeleri yerle bir olmuştur. Bugünkü atelyeler 1930 yılında tekrar yapılarak eğitim öğretime özellikle üretime başlamıştır. 1940 -1950 yılları arası sanayimizin henüz yapamadığı makine ve avadanlık üretimini bu okul gerçek- leştirmiş, yetiştirdiği becerili insan gücü ve ürettiği makine ve avadanlıklarla bu günkü sanayimizin gelişmesinde büyük payı olmuştur. Ayrıca ülkemizde açılan sanayi okullarının ihtiyaç duyduğu makine ve avadanlıklar okulumuzda imal edilmiş o tarihlerde  "Okul Kuran Okul" unvanını almıştır.

       1923 ve 1930 yılları arasında okul müdürlüğü yapan Ferit Uzel'in zamanında düzenlenen 9 Eylül sergilerinde öğrencilerin ürettiği işler çok ilgi görmüş ve beğenilmiştir.

       Bu dönemde okulumu değişik tarihlerde üç kez Yüce Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ü ağırlama şerefine nail olmuştur. Bu ziyaretlerin birinde 3 Şubat 1923 tarihinde mesleki sanat eğitiminin önemini kendi el yazıları ile okulun defterine yazmıştır.

       Okulumuz ilk doğal felaketini 1930 yılında yandaki Karantina Deresi’nin taşmasıyla yaşamıştır.Arka planda bulunan bütün atelye binaları sel nedeni ile yerle bir olmuş tüm makine ve avadanlıklar su altında kalmıştır. Fiziki zararlar bugün olduğu gibi o günde İzmir halkının ve devletin yardımı ile kısa zamanda onarılarak daha modern hale getirilmiştir. O dönemde Karantina ve çevresinin elektrik ihtiyacı da okulumuzdan karşılanmaya başlanmıştır. Yine o günlerde okulda üretilen makine ve avadanlıklar bugün bile endüstri meslek liselerimiz ve sanayide halen kullanılmaktadır.

       1931 yılında çıkartılan 1867 sayılı kanunla tüm sanat okulları "Bölge Sanat Okulu" haline getirilmiş ve valiliklerce tahsis edilen bütçe ile idare edilirken 1935 yılında çıkartılan 2765 sayılı kanunla okulumuzda her açıdan Maarif Vekaletine bağlanmıştır.

       1943 yılında İzmir Sanatlar Mektebi olan okulun adı kurucusu olan Mithat Paşa’ya ithafen Mithatpaşa Sanat Okulu olarak değiştirilmiştir.

       1945 yılında okul müdürlüğü görevine getirilen Halil İDEMEN zamanında da okulumuzda öğretmen olan ve 1937 yılında Türkiye de ilk yerli motoru yapan Hasan ÖZFİDAN sayesinde sanayisi henüz gelişmemiş olan ülkemizde, makine üretimine başlamış ve okulumuzda üretilen makine ve avadanlıklar, yurdumuzun pek çok köşesine ulaştırılmıştır.

      1974-1975 öğretim yılından itibaren de "Mithatpaşa Endüstri Meslek Lisesi" adını alan okulda, 1978 ve 1987 yılları arasında OSANOR (Okul Sanayi İşbirliği), METEP (Mesle -ki ve Teknik Eğitim) projeleri başarı ile uygulanmıştır.

       1930 yılındaki büyük sel felaketinden sonra 31 Mart 1997  gecesi maruz kaldığı yangınla ikinci büyük felaketini yaşayan okulumuz devletin ve İzmirlinin desteği ile yeniden onarılarak eğitime hazır hale getirilmiştir.

       Ancak; yangından önce 1380 öğrencisine dokuz değişik dalda eğitim veren okulumuzda bakanlığın onayı ile döküm, metal, model, mobilya dekorasyon bölümleri kapatılmıştır. Bu bölüm öğrencilerinin mağduriyetleri ilimiz sınırları içerisinde bulunan endüstri meslek liseleri marifeti ile önlenmiştir.

       2002-2003 Eğitim-Öğretim yılında başlatılan yeniden yapılanma çalışmalarıyla kapatılmış olan metal işleri, mobilya dekorasyon bölümleri yeniden açılmış olup ayrıca Teknik Lise Bilgisayar Bölümü de açılmıştır.

Kaynak:   http://mithatpasaeml.meb.k12.tr/meb_iys_dosyalar/35/01/163971/icerikler/tarihce_533917.html

 

 

OKULUN RESMİ WEB SAYFASINDA HASAN ÖZFİDAN İÇİN AYRILAN SAYFA.  

 

mithatpasa_logo.jpg (31437 bytes)   HASAN ÖZFİDAN.

       Ülkemizde  ilk yerli motoru   yapan   Hasan Özfidan 1915 yılında  Karşıyakalı eski bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir.  Hasan Özfidan resimde belirtilen 1937 Tarihinde ilk yerli motoru yapmış, dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ tarafından "Bu çocuğu yurt dışında eğitimini sağlayın." diyerek talimat vermiş ve ödüllendirmiştir.   Hasan ÖZFİDAN yurtdışına eğitim için gitmemiş İzmir Valiliği tarafından kendisine verilen para ödülünü almamıştır. Bunun üzerine özel oluşturulan bir heyet tarafından kendisinin öğretmen olması için sınava alınmış,   sınav heyeti "Biz sizi sınav edemeyiz. Asıl siz bizi sınav edebilirsiniz."   demiş ve kendisine teknik öğretmenlik ünvanı vermiştir. Ardından Halil İDEMEN´ in Müdürlüğünü yaptığı zamanındaki adıyla İzmir Sanatlar Mektebinde teknik öğretmen olarak göreve başlamıştır. Öğrencilerinden bazıları ise, Özgörkey Şirketler grubunun kurucusu Erdoğan Özgörkey ve kurulduğu dönemde el süpürgesi üreten Gırgır Fabrikası Sahibi Tacettin HİÇYILMAZ´ dır. Bu görevini 10 yıl sürdürdükten sonra kendi isteği ile görevinden ayrılarak özel hayata atılmıştır.

       Makine üretiminde kullanılan Makine ve avadanlıkları, torna tegahlarını, kalıpları dahil, hiçbir yabancı ürünü taklit etmeden kendisi yapmıştır.  Uzun yıllar tarım arazilerinde sulama için kullanılan 2.5  ile 8 inç büyüklüklerinde "Hasan ÖZFİDAN" markasıyla su türbinleri ve marangoz hızar makinaları imalatını kendi yaptığı makinalarla sürdürmüş, başta ege bölgesi olmak üzere ülkemizin büyük bir bölümüne ürünlerini sunmuştur. Ürünleri günümüzde bile hala kullanılmaktadır.    Ürünlerinin garanti süresinin "Ömür boyu." olması dikkat çekmektedir. Seri üretimini yapmamakla birlikte ilk pamuk kırma makinasını yapmıştır.  Inançlı bir insan olarak mütevazi bir yaşam sürdüren  Hasan ÖZFİDAN 1986 yılında İzmir´in Karşıyaka İlçesinin Bostanlı Semtinde vefat ederek Hakkın Rahmetine kavuşmuştur.

         Değerli Öğretmenimiz Hasan ÖZFİDAN´ ı saygı ve rahmetle anıyoruz.

Ilk_Yerli_Motor.jpg (50542 bytes)

 

Okulhoc.jpg (51719 bytes)

 

Kaynak:  https://www.okulhaberleri.net/hasan-ozfidan-2455324

              http://mithatpasaeml.meb.k12.tr/icerikler/hasan-ozfidan_5768739.html

 

Teknofest Bitti, Yankıları Sürüyor!

05.10.2018 Cuma - 21:54

Gürbüz_Turgay.jpg (12613 bytes)Dr. Gürbüz Turgay yazdı; "MAZİDEKİ MUCİTLER,PROJELER VE ANILAR."

TEKNOFEST Havacılık ve Uzay Fuarı gururumuz oldu. Bu konuda projeleri olan 2000 genç ve savunma sanayi kuruluşlarımızın ürünleri gururlandırdı. Geç kalan farkındalık fuarı oldu.Minik de olsa eksiklerimizi toplum olarak fark etmemizi sağladı. Harmandalı oynayan Atak helikopterlerimizi basın sık sık dile getirdi. Pek çok kanalda görmezden geldi! Hiçbir kanal, orada projeleri ile katılan pırıl pırıl heyecan dolu gençlerimizi, projelerini tanıtmadı, göremedik. Her gün cinayet haberleri ile ruhumuzu karartırlarken fuarla birlikte üzücü olan ,millet olarak “ilk“ kelimesinin kullanılması geçmişteki diğer üzücü olaylarımızı, geçmişteki Selçukları hatırlatmak istedim. Trablusgarp Savaşı’nda ilk defa ahşap yapım uçakları göklerde gören Atatürk, Savaş sonrası günlerinde de bu işin önemini görüp “İstikbal göklerdedir!“sözü ile gençlerimize, özellikle yöneticilerimize ve milletimize hedef olarak göstermişti. Uzayla ilgili bir anısını ise kızlarından birisi ile paylaşabilmiş, o günler için şaşırtan,bu gün bile inanılması güç,“deli saçması” olarak kabullenileceği için ancak kızlarından birine söyleyebilmiş, çok yıl sonra bu konuda batıda çalışmaların başladığını duyunca anlatma cesaretini göstermişti.
Millet olarak bu konuda bilgimiz sınırlı.
Bunu bu fuarda var eden bir bakanımız “Nuri Demirağ’ı okullarda okutmalıyız” demişti. Halbuki ondan üç yıl önce bir bakanımız “bizim bir şey yapamayacağımızı” söylemişti. Evet, bu fuarın konusu olan konuda ilk çalışma Lagari Hasan Çelebi ile başlar. Padişah IV. Murad’ın kızı Kaya Sultan’ın doğumu nedeniyle yapılan şenliklere katılır.
50 okkalı barut kullandığı yedi kollu fişeği icat etmiş, “Padişahım, seni Hüda’ya ısmarladım, İsa peygamberle konuşmaya gidiyorum.” diyerek Sarayburnu’nda fişeğe binmiş yardımcıların fişeği ateşlemesi ile 300m havaya yükselmiştir. Düşüş başladığında ise ellerindeki kanat kartallarını açarak Sinan Paşa Köşkü önlerinde denize inmiştir. IV.Murad, başarısından dolayı kendisini ödüllendirirken de “Padişahım size Hazreti İsa’dan
selam getirdim “demiş,ancak daha sonra zamanın ilim adamları (!) tarafından yapılan baskılar sonucu yargılanmış, Kırım’a sürgüne gönderilmiş, orada vefat etmiştir. 1632. Aynı yıllarda Hezarfen Ahmet Çelebi de ilk uçuşunu gerçekleştirir. Geniş bilgisi nedeni ile halk tarafından “bin fenli” manasına gelen Hezarfen adı verilen Ahmet Çelebi, kuşların uçuşunu inceleyerek Okmeydanı’ndan defalarca yaptığı deneyler sonucu, Galata Kulesi’nden kendini boşluğa bırakmış, uçarak Üsküdar Doğancılar Meydanı’na inmiştir. Sinanpaşa Köşkünden uçuşu seyreden IV.Murad, Evliya Çelebi’yi önce bir kese altınla ödüllendirmiş, sonra yine” aynı düşüncenin” baskısı ile Cezayir’e sürgüne gönderilmiş, orada vefat etmiştir.
Asırlar geçer, cumhuriyetle birlikte irade anlayışı değiştirir.
Bir memur olan Nuri Demirağ, pilot olan Vecihi Hürkuş devreye girer. Birinci Dünya Savaşı’nda Yeşilköy’deki Teyyare Mektebi’nden mezun olduktan sonra Ruslara karşı keşif ve bombardıman uçuşları yapar. Bir Rus uçağını indirir. Ruslara esir düşer. Nargin Adasından kaçar. Kurtuluş savaşına katılır, keşif destek uçuşları yapar, Yunan uçağını indirir. Kırmızı şeritli İstiklal Savaşı Madalyası ve üç takdirname kazanır. Savaştan sonra pilot eğitimi verir. Hizmeti karşılığı bir uçağa Vecihi adı verilmesi uçak yapımına ilgisini artırır. İzmir Hava Mektebi’nde savaş KALINTISI PARÇALARDAN faydalanarak ilk Türk uçağını tek başına imal eder. 1925. VECİHİ HÜRKUŞ,
VECİHİ – K-VI adını verdiği uçağını üretir. Uçar. İzinsiz uçtuğu için cezalandırılır. Askerlikten ayrılır, 1930 yılında Kadıköy’de kiraladığı bir keresteci dükkanında 3 ay içinde ilk Türk sivil uçağı, kendisinin de ikinci uçağı olan Vecihi X1V modelini üretir. Fikirtepe’den Ankara’ya Uçar. Diploması yeterli olmadığı için uçuş izni verilmez.Uçağını
söker, Çekoslavakya’ya gider. Uçağının oradan teknik detaylı uçuş iznini alır, iki yıl mühendislik eğitimini tamamlar. Çekoslovakların yaptığı törenle “Yaşasın Türk teyyareciliği” yazan pankartla onurlandırılır. 5 Mayıs 1931’de uçağı ile uçarak Türkiye’ye döner. Aynı yıl Türkiye turu yapar, milletini şaşırtır, gururlandırır. Vecihi-XV, Vecihi SK-X
modellerini üretir. Bu dönemde yurtdışından uçak alımı için her ilde para toplanır. Alınan uçaklara o ilin adı verilir.
Nuri Demirağ yüklü bir para yardımı yapar. Ancak “satın alınan uçak mutlaka eski veya yetersiz olacaktır.”diyen Nuri Demirağ, Vecihi Hürkuş’a parasını vererek “Nuri Bey” adı verilen VECİHŞ XVI Kabin uçağını yapar. Uçağı ile Tekel, Türkiye İş Bankası reklamlarını yapar. Mühendis olmadığı için “ iki yıl yetmez” diyerek uçuş izni verilmez. 1954 yılında ilk sivil havacılık şirketi olan Hürkuş Hava Yollarını kurar. Kaza, kaçırma ve sabotajlarla şirket
uçuştan men edilir.1969 yılında Ankara’da vefat eder.

Nuri_Demirağ.jpg (5672 bytes)

NURİ DEMİRAĞ
1923 yılında İzmir iktisat kongresinde Atatürk’ün Ağır Sanayi yatırımları ve yerli, milli üretim konusunda söylediği sözlerden etkilenir. Toplanan yardım sırasında “Benden bu millet için bir şey istiyorsanız en mükemmelini istemelisiniz. Mademki bu millet tayyaresiz yaşayamaz, o halde bunu başka milletlerin lütfundan beklememeliyiz. Ben uçak fabrikasını kurmaya talibim” der. Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’a yazdığı mektupta “ Göklerine hakim olmayan milletlerin sonu felakettir, yerlerde sürünmeye, yerin dibinde çürümeye mahkûmdur.” diye
ifade eden Nuri Demirağ , Mareşal Fevzi Çakmak tebrik eder ve Divriği’de uçak fabrikası kurulması dileklerini iletir.İkinci mektubu ile de çalışma iznini gönderir. Bunun üzerine ,bugün Deniz Müzesi olan binada, dönemin en modern uçak fabrikasını kurar. Türkiye’ye gelip uçak fabrikalarımızın tamamını(!) gezen Fransız heyetİ, “Bizim fabrikalarımızdan daha moderndir.” diye rapor ederler(Anılar,Org.Nurettin Türsan).Burada NuD 38 isimli 6 kişilik, çift motorlu alüminyum gövdeli ,270 km. hıza ve 5.500 metre yüksekliğe ulaşabilen Türkiye’nin ilk savaş ve yolcu uçağını üretir. Atatürk tarafından cumhuriyetin ilanı ile her zaman Fransızların yaptığı demir yollarının yapımını üzerine alan Nuri Demirağ, hizmetleri karşılığında Atatürk tarafından Demirağ soyadı verilir. Yeşilköy’de Gök Okulunu kurup pilotlar yetiştirir. 1944 yılında THK’dan 65, İspanya,İran ve Irak’ın verdiği siparişleri üretime başlar.
Siparişler ve yurtdışına satışlar KANUNLARLA yasaklanır. 10 milyon liralık zarar ile hükumete mektuplar yazar .”Bu para ile hanlar,hamamlar yapıp büyük paralar kazanabilirdim,ancak karakterim müsaade etmedi “diyen Nuri Demirağ,Petrol,madencilikle de ilgilenir.Keban Barajı, BogazKöprüsü, Divriği Üniversitesi,gazete kurma projeleri de
engellenir.”İstikbal göklerdedir,göklerini koruyamayan milletler yarınlarından emin olamazlar” sözünün sahibi de olan Nuri Demirağ ,parti kurarak iktidara talip olur.Tüzüğündeki maddeleri ile bu gün bile partilerimizin tüzüklerinin olmazsa olmaz düsturu olması gereken maddeleri ile şaşkına çevirir.Ancak dayanamaz,Amerika’ya göçer…

Şakir_Zümre.jpg (9536 bytes)

ŞAKİR ZÜMRE
savunma sanayiinin ilk yerli üretimcisidir.Fevzi Çakmak’ın ve Atatürk’ün yakın arkadaşıdır.Kurtuluş Savaşında yurtdışından silah temininde gösterdiği başarılardan dolayı TBMM tarafından İstiklal Madalyası ile ödüllendirilmiştir.Milletvekili olduğu Bulgaristan’dan getirdiği ustalarla ülkenin ilk özel sektör fabrikasını kurar. Ordumuzun kullandığı uçak bombalarını değişik modelleri ile üretir.Denizaltı bombaları üretir.Eğitim bombaları,işaret fişekleri,bunları atmaya yarayan silahlar,top kaması ve Türk Ordusunun çeşitli ihtiyaçlarını üretir.Yunanistan,Polonya ve Mısır’a satar.İlk Türk Motorunu üretir.Dönemin yöneticilerinin anlam verilemeyen düşmanca yaklaşımları ve Marshall yardımı kapsamında uygulanan baskı sonucunda önce tarım aletleri üretimine
döner.Hükümet tarafından Amerika’dan çok sayıda tarım aletleri ve traktörler ithal edilmesi üzerine Zonguldak,Zümre,Ağaçlı,Alman,Çiftlik ve Köylü modelleri ile soba üretimine döner.Bu gün bile halk arasında kuzine olarak bilinen sobanın üreticisi odur.1966 da vefat eder,1970 yılında da fabrikası kapanır.

 
Nuri_Killigil.jpg (5428 bytes)

NURİ KİLLİGİL
Ukrayna’nın bir kasabasını soyadı olarak almış olan Nuri Paşa,dört yıl Trablusgarp’ta İtalyanlara karşı,Balkanlar’da Bulgarlara karşı savaşır.Enver Paşanın kardeşidir.1917 de İslam Kafkas Orduları komutanı olarak İngiliz ve Ruslarla savaşır. Bakü, Karadağ ve Dağıstan’ı alır. Azerbaycan’ın bu gün bile anılan kahramanı olur.Osmanlı yöneticileri
tarafından Mondros Antlaşması ile İngilizlere teslim edilir.Batum’a gönderilerek hapis edilir. Kaçar, Azerbaycan direnişine tekrar katılır.1925 te emekli olur.1929 yılında İstiklal Madalyası ile ödüllendirilir.1938 yılında Sütlüce’de kurduğu Nuri Killigil Silah ve Cephane Fabrikasında kendi adı ile anılan ilk yerli tabancayı üretir.Ordunun ihtiyacı olan matara, gaz maskesi, mermi, yerli motor, havan, havan mermisi üretir.İzmir Uluslararası Fuarında ürünlerini sergiler. Amerika ile ilişkilerin politik olarak hedef kabul edildiği, İsrail Devletinin kurulmasını dünyada tanıyan ilk devlet olduğumuz günlerde, İsrail’le savaş halindeki Mısır ve Suriye’den siparişler alır. Silah ve cephane üretimini durdurması istenir.Durduğunu söyler ama üretime devam eder.1949 yılında,fabrikada çalışan Yahudilerin gelmediği bir gün meydana gelen patlamada parçalanarak ölür.Cesedi bulunamaz,boş tabutu defnedilir.20 gün sonra haliçte su yüzüne çıkan gövdesinin tekrar defin işlemi tartışılır.Ömrü cephelerde geçen KAFKAS FATİHİ olarak bilinen Nuri Killigil’in sadece gövdesinin bayrağa sarılı olduğu cesedi ,o günlerde Nuri Killigil Fabrikası Mezarlığı diye
anılan Edirnekapı mezarlığına yeniden defnedilir.

Ilk_Yerli_Motor.jpg (50542 bytes)

HASAN ÖZFİDAN
1937 yılında ilk yerli motoru üretmiş. Başbakan İnönü tarafından ödüllendirilmiştir. Görevlendirilen özel heyet tarafından sınava alınmış, sınav heyetinin “Biz sizi sınav edemeyiz, asıl siz bizi sınav edersiniz” diyerek teknik öğretmen yapılmıştır. Makine üretimi için kullanılan makinalar, torna tezgahları, kalıplarını taklit etmeden
üretmiştir. “Hasan Özfidan” markası ile su türbünleri, marangoz hızar makinaları, pamuk kırma makinası üretmiş, “ömür boyu garanti” sözünü de ilk kullanan kişi olmuştur.

SELAHATTİN ŞANBAŞOĞLU
Sadece motoru yurtdışından alınmış, dizaynı, zırhı, topu, paleti, aktarma organları yerli İLK TANKı 1943 yılında Kırıkkale’de üretmiş, 1946 yılında Cumhuriyet bayramı töreninde geçmiş, ancak sipariş gelmediği için üretim yapamamıştır.
 
EMRULLAH ALİ YILDIZ
Teyyare makinisti astsubay olan Emrullah istifa ederek Eskişehir’de fotoğraf stüdyosu açar. Gözü göklerdedir. 1935 yılında kendi kendine havalanan bir planör yaptı. Bir yıl sonra tek kişilik planörü ile havada 18 saat kalarak rekor kırdı. 1938 yılında iki kişilik planörü ile havada 14 saat 20dk kalarak dünyayı şaşkına çevirdi. 1941 – 1949 yılları arasında Etimesgut Tayyare Fabrikasında çalışırken ”otomatik paraşüt açma sistemini” buldu. Türkiye’de
kimsenin ilgisini çekmez. Planörü ile 18 saatlik İnönü –Ankara- İnönü uçuşunu yapar. Bunun üzerine Amerikalılar ilgilenir. Amerika’dan gelen iki mühendis ilgileneceklerini ve projelerini isterler ve Amerikalılar üretir. Buna çok üzülür. 1956 yılında dikey kalkan helikopter patentini alır. İlgisizlikten yakınan Emrullah Ali “Biz üretilen hava aracını test ederken tecrübe uçuşunda canımız pahasına yapardık da, üretime devam kararını yetkililer almazdı” der. Harrier uçağını görünce hayıflanır, içi sızlar. Uçak pervane yapımı ile ilgili aldığı patentini kabul ettiremez,1000 dolara Amerika ‘ya satar. Başka bir icadını ise “Variable Propeller Mechanism for Winged Aircraf adı ile 1.8.1952 yılında ABD Patent Ofisinde 302046 numara ile alır. Ümitleri kesilir, fotoğraf stüdyosu açar. Orada da bu günün selfisinin ilk mucidi olur,müşterilerinin kendilerini çekebileceği “Gör – Çek “ adını verdiği icadını yapar. 13 Mart
1937 de planörde Ayasofya üzerinde Vecihi Hürkuş’la birlikte kendi ürettiği planörle uçar.Halkı gururlandırırlar,heyecanlandırırlar, alkışlarlar. 1931 yılında ordudan ayrılır. Bursa’ya döner. 1934 yılında kanat açıklığı 12m olan “Bursa Yelkenadı” ismini verdiği uçağını üretir, uçuşlar yapar. 1935 yılında Türkkuşu’na çağrılır.
Orada Vecihi Hürkuş’la Sabiha Gökçen’le çalışır. Öğretmen, başöğretmen, uçak fabrikası tecrübe pilotu olur. Birçok icadının yanında “model uçak motoru” da üretir. “Bunlara çok emek verdim ama kıymetini bilen olmadı. ” der. 1956 yılında helikopter patentini alır. 1923-1940 yılları arasında sadece Eskişehir Tayyare Fabrikasında 394 uçak üretir. Simgesi “kağnı” olan bu uçaklar tamamen yerlidir. Danimarka ve Paris fuarlarında sergilenir. Danimarka’dan sipariş alınır ve dünyanın ilk “hava ambulansı”nı yapar. Bu dönemde Türkiye, Avrupa’nın en çok uçak üreten ikinci ülkesidir.
 
İrfan_Mavruk.jpg (9223 bytes)

İRFAN MAVRUK
17 yaşında iken Adana’da roket üretir. Sanat Erkek Enstitüsü öğrencisidir. Roketler mahalleliyi rahatsız eder, defalarca karakola çağrılır. Destek almak için başvurduğu Adana Mühendisleri Odası “hayalleriyle uğraşıyor” diye rapor eder. Aklından zoru var denilen İrfan, projelerini kabullendiremez. Sonunda Dolmabahçe’de bakanlara ve Menderes’e iletir. Menderes tarafından Amerika’ya yüksek zekalı çocuk fonu ile eğitime gönderilir. AMERİKALILARIN ÜSTÜNE TİTREDİĞİ HARİKA ÇOCUK Türkiye’de 16 Şubat 1965 tarihli bazı gazetelerde İrfan Mavruk’la ilgili geniş bir haber yer aldı. Dış kaynaklı, olan, ‘Amerikalıların üstüne titrediği harika çocuk. İrfan Mavruk’, ‘Hakkında özel kanun çıktı, gizli polis de onu koruyor’ üst başlıkları altında, ‘25 yaşındaki bir Türk genci feza ilmine ışık tutuyor’ başlığıyla verilen haberde, ‘İrfan Mavruk tarafından yapılan ve radarsız olarak uzaya
fırlatılan roket büyük bir başarı sağladı’ deniyor. Colombia Üniversitesine özel imtihanla alınır ve NASA da kendi buluşunu da yaparak uzay uçuşlarında görev alır. İlk uzaya çıkma çalışması 1959larda başlar ve 1966 da Ruslar Luna ile 1969 yılında da Apollo II ile Amerikalılar uzaya çıkar.

 

Kirkor_Divarcı.jpg (7082 bytes)

KİRKOR DİVARCI
Türkiye’de üretilmiş ilk başarılı füzenin mucididir. Bandırma füze kulübünü kurar. Kendi cebinden harcamalar ile başladığı denemelerde düğün için biriktirdiği parayı harcar. Kendisine inanan gençlerle çizmeye, okumaya, çalışmalara başlar. Gençleri başarıya taşır. Sayıları 300’ü bulur. Eğitimler verir. 30 Ağustos 1962’de MARMARA-1 füzesini fırlatır. Daha sonra 2,3,4,5 füzelerini fırlatır.Uçan Türk Projesi, güdümlü füzeler, gemi füze projeleri üzerine çalışır. İTÜ,TSK,THK ve NASA’dan destek alır. HÜRRİYET- 1,2 füzeleri ve menzilli ve hızı daha artmış ATA füzelerini fırlatılır. AKTRÜS Projesi üzerinde çalışır. VEGA Projesi , füze denemeleri yapar. Kulüp olarak katıldıkları Dünya amatör füzeler yarışmasında Amerika 56km Almanlar 36 km, 15 km ile dünya üçüncüsü olurlar. Astronomi amaçlı SİRİUS Projesi, vurucu amaçlı Kıbrıs-1 füzesini fırlatır. ATA-1 füzesinin menzilli 70 km, daha sonrada 300 km’ye ulaşır. Bir sergilerinde X-15 isimli uçağın maketi sergilendiği için Amerikan propagandası ile suçlanır. Bunun üzerine savunmalarında “ bazı çevrelerce yapılan saldırılar bizi üzmektedir. Propaganda gibi bir derdimiz asla olmamıştır, bu serginin amacı en bilgili kişilerin bile bilmediği teknolojik gelişmeleri onlara aktararak bir BİLİNÇ AŞILAMAKTIR. Çağdaş bu uzay çalışmalarını ve füze tekniklerini öğreterek ülkemizin geri kalmasını engellemektir. Biz ne amerikan emperyalizmi ne de Sovyet sosyalizmi taraftarıyız, bizim tek ışığımız vardır, o da Türk milletinin senelerce köle olarak kullandığı devletlerden olan teknik geriliğini gidermek için ilk adımı atmış olmamız ve Türk milletinin yüceliğidir”. 1970 genelkurmay başkanı Cemal Tural ilgilenir. Projelerini beğenir. 300.000 TL proje
siparişi verir. MSB nin Arge yöntemlerini kullanarak çalışmalar başlar. NASA yardım eder. Sona yaklaştığı 1973 yılında Genelkurmay ,THK, NASA,İTÜ sanki küsmüştür. Görünmeyen bir el müdahale etmiştir dedikleri günlerde Kirkor Divarcı’nın evinde yangın çıkar; projeler yanar. Burada dalga geçilirken Amerika’nın Sesi Radyosu ile ilk röportajını yapar. Yolda görenler alay ederler. “Ne haber Füzeciler, füzeci ağabey sakın cebinde patlamasın.” ”gazoza bak senin füzenden iyi patlar. “ diye alay ettikleri günlerde Cumhuriyet gazetesinde Cevat Fehmi Başkurt “onlar başka dünyada yaşıyorlar. Halbuki biz dünyadaki meselelerimizi halledemedik. Kongreler tamamlansın, seçimler yapılsın elbet füzelere sıra gelir.” der. Destek veren yazılar da çıkar.10 Şubat 1960 ta yapılan deneme ses getirir. Amerika, Hollanda ve İtalya’da dergilerde yayınlanır. 1960 yılında 1,5 metre boyundaki füzesi 750 metreye çıkar. Otomatik füze ateşleme ve kontrol aletini yapar ve kullanır. Güney Afrika, amerikan roket ve astronomi derneklerine üye olurlar, ilgilerini görürler. Amerika füze kulübünden yardım görürler.

3 Eylül 1.09 62’de atılan MARMARA-1 ve MARMARA-2 kaybolur,Başlığı paraşütle fener adasına iner. Marmara-4 5000 metreye çıkar. Mazimiz ilginçliklerle doludur. Umarız mucitlerimize ve ürünlerimize değer verilsin. Hak ettiğimiz yere birlikte ulaşalım. TPE’nin Davetlisi olarak TPE standında katıldığım İSİF’17 Uluslararası Buluş Fuarında ilginç buluşlarla karşılaşmıştık. Rahim kanserini erken teşhis eden minik MR Cihazı,vs…

Acı ile son bulan yerli üretimler. Bu nedenlerle bir an önce: Proje ve patentlere ulaşıp bulan,hemen sıraya koyup hızla değerlendiren, üretimim her aşamasında içinde olan, satış ve pazarlaması ile candan ilgilenen, bir o kadar da “üretime engel olanlar”ların tamamını tanıyıp onlarla açık gizli her tür mücadeleyi yapan, proje ve
patentin, ürünlerinin ülke ekonomisine katkısının bilincine varmış,
ÜRETİM BAKANLIĞI bir an önce kurulmalıdır.
Biraz daha ciddiye alalım artık. Onlar ülkemizin yer üstü elmaslarıdır.

 Tayip_Erdogan.jpg (10635 bytes)

 

 

Kaynak:   http://www.kocaeliolay.com/teknofest-bitti-yankilari-suruyor

               https://pewat.blogspot.com/2018/12/turkiyenin-fuzecilik-ve-uzay-seruveni.html